PİSLİK DENİZE TAŞTI

 

Yaşadıklarımıza bakınca aklım duruyor. Acaba bunlar gerçek mi yoksa bir bilimkurgu filmi mi izliyorum diye sorduğum oluyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğü, ülkede 30’dan fazla mafya grubu olduğunu bildiriyor. Ama bu yasadışı örgütlenmelere dokunulmuyor.

Yasa çıkartılarak en büyük Mafya Lideri Alaattin Çakıcı hapisten kurtarılıyor. Onun ilk işi de ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit etmek oluyor. Ülkeyi yöneten Erdoğan’dan ses çıkmıyor. İçişleri Bakanı gülümsüyor. Rezalete bakar mısınız, ilişkiye bakar mısınız ki bu suç örgütü lideri yaptığı açıklamada Tayyip Erdoğan’ın desteklenmesini istiyor.

Sonra iktidarın tepe tepe kullandığı Mafya babası Sedat Peker kendisinin eleneceğini anlayınca yurt dışına kaçıyor ve başlıyor konuşmaya…

ANLATACAKLARI BİTMEDİ AMA

Meğer bu suç örgütü liderine İçişleri Bakanlığı koruma vermiş, muteber işadamı seviyesine çıkartmış.

O da konuşuyor ve neler anlatıyor neler…

İddiaya göre, ülkeyi yöneten AKP’nin halkın gözünde hoş görünmesi için dağıtılan kahveleri bile Sedat Peker veriyor. AKP’li bir vekil istiyor, bu adam gazete basıyor; meydanlarda miting yapıp AKP’ye oy-destek istiyor. Bu ortamda Mafya babasına hayırsever işadamı ödülü verilerek bu kirlenme kutsanıyor.

Sonra AKP’nin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile bu suç örgütü liderinin arası bozuluyor. Bakan Soylu’nun Mafya Lideri’ni koruduğu iddiaları ortalığa saçılıyor.

Kendisini savunmak için televizyonlara çıkan İçişleri Bakanı, bu mafya liderinin bir siyasetçiye her ay 10 bin dolar rüşvet verdiğini söylüyor ama adını açıklamam diyerek suçu gizleyebiliyor. Ve partisinin lideri, ülkenin tek yöneticisi Erdoğan’ı tehdit ediyor: “Azdan az çoktan çok gider!”

Yani, Erdoğan’ı bir biçimde bu ilişkilerin bir parçası gibi göstereceğini ima ediyor.

Burası Japonya olsaydı böyle ağır iddialar karşısında bu bakan harakiri yapardı; içinde olduğu hükümet de istifa ederdi.

2001 yılında Bayındırlık Bakanı Koray Aydın hakkında bunların binde biri kadar bile ağır iddialar olmamışken, Sayın Aydın hem bakanlıktan hem de milletvekilliğinden istifa ederek yargılanmasının yolunu açmış ve sonunda da beraat etmişti…

Aynı biçimde ANAP milletvekili Eyüp Âşık da Alaatttin Çakıcı ile telefon konuşması ortaya çıkınca istifa etmişti. Ama AKP’nin bu Yeni Türkiyesi’nde suça bulaşanlar sırıtarak ortalıkta dolaşıyorlar.

Mafya lideri Peker imalarıyla, ilişkilerinin AKP Lideri Erdoğan’ın yakın çevresine kadar uzandığını söylemeye çalışıyor. İsimler veriyor, telefon konuşmalarını aktarıyor; yer tarif ediyor; zaman veriyor.

İddialar çok ağır. AKP’nin iki numaralı ismi olan Binali Yıldırım’ın armatör oğlu Erkam Yıldırım’ın uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgisinin bulunduğunu dile getiriyor. Binali Yıldırım konuşuyor ama söyledikleri fos çıkıyor.

Çok önemli bir kamu bankamızın işadamı Erdoğan Demirören’e Hürriyet Gazetesi’ni satın almak için verdiği 300 milyon dolarlık kredinin bankaya ödenmediği… 1996’larda suç örgütleriyle ilişkili bulunan Mehmet Ağar’ın AKP milletveki oğlu Tolga’nın yabancı uyruklu bir kadınla ilişkiye girdiği, sonra bu kadının öldürüldüğü… Ağar’ın yönettiği marinada akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı iddia ediliyor.

NEREDE ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCISI?

Korkunç! İnanılmaz! Ama bir savcının bu iddiaları araştırması gerekmez mi? Muhalefet partilerinden milletvekilleri için ikide bir fezleke düzenleyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu rezaleti neden görmezlikten, duymazlıktan geliyor?

Sadece bu mu? Mübariz Mansimov’un mallarına Mafyatik sistemle el konulduğu, buralarda akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı…

Bütün bu işlerin arkasında Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın da bulunduğu…

Başta CNN Türk ve Haber Türk olmak üzere yandaş kanallarda konuşturulan gazeteci kılıklı utanmaz adamların bu Mafyatik ilişkilerin içinde oldukları…

Mübariz Mansimov gibi Sezgin Baran Korkmaz’ın parasının da yağmalandığı… Bu işte de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun parmağı olduğu…

Uzatmayalım… Görüyoruz ki ümmetin Mafya Lideri ile ümmetin yağmacıları bir savaş içindeler… Dün yağlı ballı iken bugün kanlı bıçaklı olmalarının nedeni de çıkar kavgası… Bir zamanlar meydanlara salarak miting yaptırdıkları Sedat Peker, kendisinin ortadan kaldırılacağını anlayınca direnmeye karar veriyor ve pislikler ortalığa saçılmaya başlanıyor.

Anlaşılan odur ki ümmetin Mafya babası önümüzdeki dönemde başka iddialarda da bulunacak. Bu iddialar Damad-ı Şehriyari üstünden Saray’a kadar uzanabilecek.

ÜMMETİN LİDERİ NE YAPIYOR?

Peki bu rezalet karşısında Ümmet’in Lideri diye parlatılan Erdoğan ne yapıyor?

Susuyor…

Gündemi değiştirebilmek için Ayasofya’da hafızlık töreni düzenletiyor. Oraya bir “zalim ve kâfir” zihniyetli sözde imamı getirtiyor. O herif-i naşerif, “Milletin Lideri”ne hakaret ediyor. Oturduğu koltuğu, bunca şatafatı ve gücü borçlu olduğu “Milletin Lideri”ne yönelik bu alçakça saldırıyı Ümmetin Lideri duymazlıktan gelerek onaylamış oluyor. Böylece de ümmetin millete düşman olduğu ortaya çıkıyor.

PİSLİK DENİZE TAŞTI

1994’ten beri Marmara Denizi’nin çevresindeki önemli illeri bu zihniyet yönetiyor. Bursa, Kocaeli (İzmit), İstanbul…

Bu zihniyet, “Kâfir devlet, malı ganimet!” temelinde çalıştı. O yüzden yağmalamayı, dinin emri gibi gördü. Ülkeyi kâfir ülkesi olarak gördüklerinden de çevre katliamını el altından teşvik ettiler. Bugün Marmara Denizi’nde karşımıza çıkan büyük kirlenme, kirli belediye yönetimlerinin yağmacı iktidarlarla birleşerek iş yapmalarının sonucudur.

Toplumsal alanda Sedat Peker’leri yaratan AKP, çevrede de müsilaj denilen bu deniz faciasını yarattı.

AKP Lideri’nin bir anlık dalgınlıkla istemeden itiraf ettiği gibi; bu facia, “İstanbul’a ihanet ettik!” diyen kadronun eseridir.

Siyasi kirlenme taştı denizi kirletti; deniz ve AKP temizlenmezse bu rezilliğin cezasını millet çok ağır ödeyecektir.