İLERİCİ KALKINMA MODELİNİN SANAYİLEŞME STRATEJİSİ

 

İlerici Kalkınma modeli, gelişmekte olan ülkelerin dünya sistemi içerisinde kendi yapısal dönüşüm stratejisini geliştirebileceğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Türkiye’deki şu anki ekonomik düzene karşı yapısal dönüşüm stratejisini geliştirmek öncelikli bir bakış açısı olmalıdır. Bu stratejinin öncelikleri;

· Merkezcilikten uzak rekabetçi piyasalara bağlılık,

· Rekabeti düzenlemek için hem regülasyonların hem de anti tröst yasalarının gerekli olduğunun kabul edilmesi

· Ekonomik verimliliğe olan inanç (yani bilimsel yönetim)

· Nüanslı ve esnek ekonomi politikası görüşünün içselleştirilmesi

· Ekonomi politikalarının dünya gerçekleri ile uyumlu olmasına özen gösterilmesi

· Bu ilk adımların pragmatik bir düzeltme sürecinin olacağının kabulü,

· Ekonominin doğasının endüstriyel demokrasiyi gerektirdiği inancının pekiştirilmesi

· Emeğin üretimdeki rolünün bugünkünden farklı olarak, üretimdeki art değer payını alacak biçimde ücret ve çalışma koşullarının uygun bir şekilde tanınmasına dayanması

· ve tüketicinin korunması, ifade özgürlüğü ve kişiye özgülük dahil olmak üzere temel sosyal hedeflere ulaşılması odaklı oluşturulacak yapısal dönüşüm stratejisi, 21. YY’ın başından bu yana Türkiye’de uygulanan erken de-endüstrileşmenin olgusunu da ortadan kaldıracaktır.

Bu bağlamda, üretmeden ticaret yapan yapı, yerini üretime bırakacaktır. Tarım ve imalat üretiminin öncülük edeceği bu yapı, otomasyondan dijitalleşmeye, endüstri 4.0'a ve nesnelerin İnternetine kadar yıkıcı teknolojik değişimin içselleştirilmesiyle de yüksek katma değerli üretim ve ihracat yapısını ortaya çıkaracaktır. Bu yapının oluşumunda dört farklı dönüşüme ihtiyacımız vardır.

Bunlardan ilki, dünya ekonomisi giderek hizmetlere yönelirken, imalatı içeren ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere modern ekonomik faaliyetlerin daha geniş kapsamlı olarak geliştirilmesi ve beslenmesi gereksinimini ele alan bir sanayi politikası anlayışına ihtiyacımız olduğudur.

İkincisi, geleceğin sanayi politikası, yukarıdan aşağıya politika belirleme, önceden seçilmiş sektörleri hedefleme ve standart sübvansiyonlar ve teşvikler listesi kullanmak gerekir. Sanayi politikasının çağdaş anlayışı ve uygulaması, yukarıdan aşağıya teşvikler konusunda çok daha az, verimlilik ve sosyal hedefler konusunda kamu ve özel sektör arasında sürekli bir iş birliğini çok daha fazla kurmak gerekir. Bu tür bir diyalog, teşvik edilecek faaliyetlerin veya kullanılacak politika araçlarının bir ex ante seçiminden kaçınır. Bunun yerine, iş birliğinin en iyi meyve verebileceği uygun bir kurumsal ortamın mühendisliğine odaklanır. Devlet politikalarının yanı sıra firma stratejileri, bu sürecin sonucudur.

Üçüncüsü, rekabet, bölgesel ve diğer büyüme politikaları ile rekabet eden ve kendi kendine gelişen sanayi politikası artık yalıtılmış bir politika olamaz. Rekabet politikası ağırlıklı olarak tüketici refahını hedeflerken; sanayi politikası, verimli, dinamik endüstrilerle ilgili olup, uzun dönemde, iki hedef birbirleriyle tutarlı olmalıdır.

Dördüncüsü, yapısal değişimin ve verimlilik artışının desteklenmesi, teknolojik değişimin yönü dikkate alınmadan, bir politika hedefi olamaz. Teknolojik değişimin çevre ve emek dostu bir yöne yönelmesi, yeni sanayi politikalarının kilit unsuru olmalıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’deki sanayileşme politikası, önde gelen ekonomileri kopyalamak yerine, bir yandan katma değer artışını öncelerken, diğer yandan savunmasız grupları destekleyen, cinsiyeteşitliğini sağlayan, fosil enerji kullanımını azaltan, yeni tarım, konut ve ulaşım türleri için yeşil teknolojiler geliştiren bir içeriği olmalıdır.