Dünya Enflasyona, Türkiye Ekonomik Kasırgaya Koşuyor

 

Dünyanın gündeminde uzun süredir olmayan enflasyon olgusu, son birkaç aydır yeniden dünya gündemine bir korku olarak girdi. Özellikle ABD’de %8,5 ve Euro Bölgesi’nde %7,5 enflasyonun görülmesiyle, enflasyonu önlemede ilgili Merkez Bankaları’nın yetersiz kaldığına yönelik eleştiriler gittikçe artmaktadır.

FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın %2 enflasyon hedeflemesi, bu koşullarda geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü fiyat artışı olarak kavramsallaştırılan enflasyon tüm dünyaya yayılmakta ve giderek de artış hızı yükselmekte. 2021’in ilk aylarında enflasyon olgusu ortaya çıktığı aylarda çoğu Merkez Bankası ve ünlü iktisatçıların da içinde olduğu birçok iktisatçı, fiyat artışlarının geçici olduğu, özellikle Covid-19 nedeniyle ortaya çıkan tedarik zincirlerindeki kopmalardan kaynaklandığı, kısa zamanda eski düzeylerine geleceğini iddia ettiler. Bugünlerde ise artık bu görüş tek edildi ve enflasyonun kök salmasından ve kalıcılaşmasından endişe edilmektedir.

Özellikle FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonun geçici olduğu söylemine karşın eylemlerinin kalıcı bir enflasyon olgusuna karşı ortaya koyduğu politikalar söz konusu idi. Örneğin FED’in geçici enflasyon söylemine karşın ortaya koyduğu para politikası kuralları çelişmekte idi ve piyasa beklentilerindeki başa baş enflasyon oranıyla da tutarsızdı. Öyle ki nominal bir Hazine tahvili ile aynı vadedeki enflasyona karşı korumalı Hazine tahvili arasındaki getiri farkı oluşmuştu. Nitekim beş yıllık başa baş enflasyon oranı %3.33 iken Fed'in uzun vadeli nötr oranı %2.5 civarında idi.

Enflasyon olgusuna bakışta, söylemlerle eylemlerin tutarlılığı önemlidir. Enflasyonla mücadelede oluşturacağınız para politikası ve kullanacağınız araçları belirlerken, enflasyonun kısa süreli mi uzun süreli mi olduğu önemlidir. Çünkü enflasyona kısa süreli yaklaşıp, uzun süreli para politikası araçları kullanırsanız, ekonomiyi durgunluğa itersiniz. Enflasyona uzun süreli bakıp, kısa süreli para politikası araçları uygularsanız, enflasyonun yaygınlaşmasına ve artış hızının artmasına yol açarsınız. Bu anlamda, yüksek ve kalıcı bir enflasyona karşı düşük ve geçici enflasyon önlemleri uyguladığınızda, para politikası araçları etkili olmaktan uzaklaşır ve özellikle ısınan bir ekonomide, bireylerin beklentileri yüksek enflasyona göre uyarlanır. Yüksek enflasyon beklentisi insanların zihnine yerleştiğinde, bu beklentiyi tersine çevirmek neredeyse olanaksız hale gelir; ve hangi politika aracını uygularsanız uygulayın enflasyon artmaya devam eder.

Covid-19 döneminde aşırı para basarak piyasaya sürülmesi, para yaratmanın enflasyona neden olmayacağı teorik yaklaşımına dayalı olarak gerçekleşti. Bu teorik çerçeveyi oluşturan da, 1993 yılında Fed Başkanı Alan Greenspan'in “para ve gelir arasındaki ve para ile fiyat düzeyi arasındaki tarihsel ilişkilerin büyük ölçüde bozulduğunu ve toplamları politika rehberleri olarak yararlılıklarının çoğundan mahrum bıraktığı” tezidir. Ancak Alan Greenspan 1994 yılında da faiz artırmayı bir politika aracı haline getirdi.

Bu tez aşırıya kaçmayan ılımlı para yaratma süreçlerinde geçerli olabilir; ancak dünyada finansal hareketlerin küreselleşmesi bağlamında yüksek faiz bir politika aracı niteliğine bürünmüş ve bu politika da tıpkı para yaratma olgusu gibi belli dönemlerde küresel ekonomide krizler ortaya çıkarmıştır. Nitekim 1994’te ABD’de yüksek faiz politikası 6 yıl sonra Dot-Com krizi ile sonuçlanmış; daha sonra da 2004 sonrası süreçteki yüksek faiz politikası 2008-2009 Krizini yaratmıştır.

Krizlerden çıkış sürecinde para yaratma olgusu bir politika aracı olarak kullanılma eğilimi taşımaktadır. Nitekim, 2008-2009 Krizinde ise ABD’nin yarattığı krizi önlemede de para yaratma olgusu etkili olmuştur. Ancak bu krizde para yaratma olgusu kısa süreli ve ABD ile

sınırlı kaldığından dünya genelinde bir fiyat artışına dönüşmemiştir. Ancak Covid-19 süreciyle, tüm dünyada aşırı düzeyde para yaratarak Covid-19 salgının ekonomik şokunu atlatmayı denenmesi, bir başka iktisatçı olan Milton Friedman'ın "Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur." ünlü özdeyişinin doğrulanmasını ortaya çıkarmıştır. Öyle ki ECB ve Fed'in bilançolarını 2021'de rekor seviyelere çıkaran bir para yaratma olgusu yaşanmıştır. Bu da enflasyonist bir süreci ortaya çıkardı. Bundan sonra merkez bankaları enflasyonu düşürme anlamında ne yaparsa yapsın, stagflasyon riskinin arttığı bir dönemi yaşamaktayız. Dolayısıyla, FED ya da Avrupa Merkez Bankası gibi gelişmiş ülke Merkez bankalarının kullanacağı para politikası araçları enflasyonu kontrol altına almaları giderek zorlaşmakta; kontrol altına alsa bile yüksek ekonomik maliyete neden olacak hatta en savunmasız ülkeleri durgunluğa ve istikrarsızlığa itecektir.

Bunun da ötesinde yüksek faiz bir araç olarak kullanıldığında da toplumun farklı kesimlerini etkileyecektir. Borç verecek parası olanlar yüksek faizlerden daha fazla gelir elde ederken, borçlu bireyler ise daha fazla gideri ortaya çıkacaktır. Böylece toplumun borçlu kesiminden borç veren kesimine bir gelir transferi de ortaya çıkacaktır.

Bugün dünyada tartışılan, gelişmiş ülkelerde yüksek faiz ve Merkez Bankalarının bilanço küçültme operasyonları ekonomileri boğar mı tartışması söz konusu. Gelirler politikası ile desteklenmiş bu tür politikalar kısmen enflasyonu dizginlerken, diğer yandan ekonomik durgunluk ve alt kesimlerin etkilenmesi daha az olacağından uygulanabilir bir politika demeti olabilir.

Gelişmiş ülkelerdeki bu süreç, gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Türkiye için sıkıntılı bir dönemi işaret etmektedir. Çünkü gelişmiş ülkelerde yüksek faiz oranları, bilanço küçültme demek, gelişmekte olan ülkelerden bu ülkelere rezerv para (dolar, Euro ve Sterlin) dönüşü gerçekleşecektir. Böyle bir ortamda, Türkiye’de olduğu gibi fiili rezerv para çıkışı olan ülkeler çeşitli swap anlaşmalarıyla rezerv para dışındaki paralarla brüt rezervlerini oluşturmak yalancı bir baharı ortaya çıkarır. Bundan da öte, gelişmiş ülkelerin faiz artışı ve bilanço küçültmenin aksine, faizleri düşürme ve sabit tutmak ve ulusal para yaratmaya devam etmeleri, ulusal paranın değeri üzerinde olumsuz bir baskı oluşturarak, belli bir düzeyde tutulmaya çalışılan kur değerinin önündeki baraj kapakları açılarak ekonomide fiili krizi ortaya çıkarır.

Türkiye’de tam da bu sürecin alt yapısı oluşmaktadır. Grafik incelendiğinde;

grafik

M1 Para Arzı ile Dolar kurundaki değişme aynı giderken, kurun baskılandığı 2017, 2019 ve 2022 de aynı yönde değişme devam etmekte, ancak para arzından daha az dolar değeri değişmekte, daha sonra aynı değişmeyi sürdürmekte olduğu görülüyor; bu dönemdeki dolardaki daha az artış, ani kur sıçraması ile telafi ediliyor; ki telafi, Aşırı TL değer kaybı. Son aylardaki kuru baskılama, fiilen sürüklenen kur sistemine geçiş, gelecek aylarda ani kur sıçramalarının kaçınılmaz sonucunu orta çıkaracaktır. Ancak Para arzı, Dolar Kuru arasındaki nedensellik ilişkisi 2 ay sonra, Para arzı, Enflasyon arasındaki nedensellik ise 6 ay sonra oluşmaktadır. Bu nedenle Para arzındaki 2021 Aralık ayındaki %13,6 ve Ocak 2022'deki %11,1 artışlar henüz fiyatlara yansımamış; enflasyonun artış eğilimin de gelecek aylarda kaçınılmaz biçimde devam edeceği zorlu bir süreç Türkiye’yi beklemektedir. Şu anki durum kasırga öncesi sessizliği andırıyor.